Faizlerdeki Yükseliş Hisse Senetlerini ve Altını Neden Baskılıyor?
Piyasalarda faiz oranlarının yükselmesi yalnızca tahvil yatırımcılarını ilgilendiren bir gelişme değil. Tahvil getirilerindeki hareketler; hisse senetlerinden altına, para birimlerinden ülke risklerine kadar geniş bir varlık grubunun fiyatlamasını doğrudan etkileyebiliyor.
Özellikle piyasaların merkez bankalarının faizleri uzun süre yüksek tutacağı beklentisine girmesi, finansal koşulların genelinde sıkılaşma yaratıyor. Son dönemde ekonomist Mohamed El-Erian’ın tahvil piyasasındaki satışlara ilişkin değerlendirmeleri de bu mekanizmanın nasıl çalıştığını anlamak açısından önemli bir çerçeve sunuyor.
İçindekiler
Tahvil Getirileri Neden Yükseliyor?
Tahvil fiyatları ile getirileri ters yönde hareket eder. Devlet tahvillerine yönelik satış arttığında tahvil fiyatları gerilerken getiriler yükselir.
Ancak burada yalnızca enflasyon beklentilerine veya merkez bankalarının faiz kararlarına bakmak yeterli olmayabilir. El-Erian’ın dikkat çektiği temel unsurlardan biri, piyasaya sunulan borç miktarı ile bu borcu satın almaya istekli yatırımcıların sayısı arasındaki dengenin bozulması.
Hükümetlerin ve şirketlerin daha fazla borç ihraç ettiği, buna karşın geleneksel büyük alıcıların talebinin zayıfladığı bir ortamda tahvil piyasasının bu arzı karşılamak için daha yüksek getiri sunması gerekebilir.
Çin’in jeopolitik nedenlerle ABD Hazine tahvillerine yönelik yaklaşımı, Japonya ve Körfez ülkelerindeki devlet fonlarının karşı karşıya olduğu iç dinamikler ve Norveç Varlık Fonu’nun ABD tahvillerindeki pozisyonunu yeniden değerlendirmesi, bu değişimin farklı örnekleri olarak öne çıkıyor.
Hisse Senetleri İçin Neden Önemli?
Tahvil getirilerindeki yükselişin hisse senetleri üzerindeki en önemli etkilerinden biri değerleme mekanizması üzerinden ortaya çıkıyor.
Bir şirketin hisse fiyatı, gelecekte yaratması beklenen nakit akışlarının bugünkü değerine dayanır. Bu gelecekteki gelirleri bugüne indirgemek için kullanılan iskonto oranı yükseldiğinde, şirketin teorik bugünkü değeri düşer.
Dolayısıyla tahvil getirilerindeki artış, hisse senetlerinin alternatif maliyetini yükseltirken özellikle gelecekte yüksek büyüme beklentisi taşıyan şirketleri daha fazla etkileyebilir.
Bu nedenle faizlerin yükseldiği dönemlerde büyüme hisseleri ile daha kısa vadede güçlü nakit akışı üreten şirketler arasında performans farkı oluşması şaşırtıcı değildir.
Altın Neden Aynı Anda Baskı Görebiliyor?
Altının faiz ödemesi veya temettü geliri bulunmuyor.
Bu nedenle yatırımcı altın tuttuğunda, faiz getiren bir tahvil veya mevduattan elde edebileceği getiriden vazgeçmiş oluyor. Faiz oranları yükseldikçe bu fırsat maliyeti de artıyor.
Burada önemli bir denge bulunuyor. Enflasyon endişeleri altını destekleyebilirken, yükselen reel getiriler altın üzerinde baskı yaratabilir. Dolayısıyla enflasyon beklentisinin güçlü olduğu bir dönemde bile faiz etkisi daha baskın hale gelirse altın beklenen performansı göstermeyebilir.
Başka bir ifadeyle, altının yönünü yalnızca enflasyon belirlemiyor. Reel faizler ve alternatif getiri imkanları da kritik önem taşıyor.
Para Birimleri de Faiz Farklarından Etkileniyor
Faiz hareketlerinin bir diğer yansıması döviz piyasasında görülüyor.
Yatırımcılar genellikle daha yüksek getiri sunan ve risk açısından kabul edilebilir görülen ülke varlıklarına yönelme eğiliminde. Bu nedenle ülkeler arasındaki faiz farklarının değişmesi, sermaye akımlarını ve dolayısıyla para birimlerini etkileyebiliyor.
El-Erian’ın İngiltere’yi ABD tahvil getirilerindeki hareketlere karşı “yüksek beta” bir ülke olarak değerlendirmesi bu açıdan dikkat çekici. Bir ülkenin tahvil piyasası küresel faiz hareketlerine daha sert tepki veriyorsa, aynı sermaye akımları para biriminde de daha yüksek oynaklık yaratabiliyor.
Küresel Faiz Şoku Her Ülkeyi Aynı Etkilemiyor
Küresel faizlerdeki yükseliş bütün ülkeler üzerinde aynı etkiyi yaratmıyor.
İngiltere’nin ABD tahvil getirilerine yüksek duyarlılığı, ülkenin finansman koşullarının küresel faiz beklentilerine ne kadar açık olduğunu gösteriyor. Avrupa tarafında ise hangi ülkenin tahvil piyasasının daha fazla risk taşıdığı algısı, mali ve siyasi gelişmelere bağlı olarak değişebiliyor.
El-Erian’ın Fransa’yı Euro Bölgesi açısından daha yakından takip edilen ülkelerden biri olarak öne çıkarması da bu noktaya işaret ediyor.
Dolayısıyla piyasalarda “en zayıf halka” olarak görülen ülke sabit değil. Mali görünüm, siyasi risk ve borç dinamikleri değiştikçe yatırımcıların odaklandığı ülke de değişebiliyor.
Fed’in Bağımsızlığı Neden Fiyatlamaya Dahil Oluyor?
Faiz beklentilerinin şekillenmesinde yalnızca ekonomik veriler rol oynamıyor. Merkez bankasının bağımsızlığına ilişkin algı da uzun vadeli tahvil getirilerini etkileyebiliyor.
El-Erian, ABD’de Federal Rezerv üzerindeki siyasi baskının bu açıdan ayrıca takip edilmesi gerektiğini savunuyor. Hazine tarafındaki müdahaleler ve faizlerin düşürülmesi yönündeki siyasi çağrılar, piyasaların Fed’in gelecekteki kararlarını nasıl fiyatlayacağı üzerinde etkili olabilir.
Bu nedenle yatırımcıların baktığı soru yalnızca “Fed ne zaman faiz indirecek?” değil.
Daha önemli sorulardan biri, Fed’in bu kararları hangi koşullarda ve ne ölçüde bağımsız şekilde alabileceği.
Merkez bankasının politika çizgisine ilişkin belirsizlik arttığında, yatırımcıların gelecekteki faiz patikasına ilişkin beklentileri de daha fazla değişebilir. Bu durum özellikle uzun vadeli tahvil getirilerinde daha belirgin fiyat hareketlerine yol açabilir.
Faiz Şoku Aslında Tüm Piyasaya Yayılıyor
Tahvil piyasasında başlayan bir satış dalgası, yalnızca tahvil yatırımcısının problemi olarak kalmıyor.
Getiriler yükseldiğinde;
- Hisse senetlerinde iskonto oranları artıyor,
- Büyüme şirketlerinin değerlemeleri daha fazla baskı görüyor,
- Altının fırsat maliyeti yükseliyor,
- Faiz farkları üzerinden döviz piyasaları etkileniyor,
- Borçlanma maliyetleri artıyor,
- Daha kırılgan ülkelerin tahvil piyasalarındaki risk primi yükselebiliyor.
Bu nedenle faiz piyasasını takip etmek, diğer varlık sınıflarının yönünü anlamak açısından kritik.
Piyasaların önündeki asıl mesele yalnızca faizlerin bugün hangi seviyede olduğu değil; yatırımcıların gelecekte faizlerin, tahvil getirilerinin ve merkez bankası politikasının nereye gideceğine inandığıdır.
Tahvil piyasasındaki satışın nedeni arz-talep dengesizliği, enflasyon beklentisi veya merkez bankasına yönelik güven sorunu olabilir. Ancak hangi mekanizmanın baskın olduğunu anlamadan hisse, altın veya döviz piyasasındaki hareketleri doğru okumak mümkün değil.
