İsrail’in Suriye Stratejisi Türkiye ile Gerilim Riskini Artırıyor: Güvenlik Doktrini Değişebilir
Jerusalem Post da yer alan habere göre; İsrail’in Suriye’de Türkiye’nin artan etkisini sınırlamaya yönelik güvenlik politikası, iki ülke arasında doğrudan bir çatışma ihtimalini gündeme getirirken İsrail’deki stratejik çevrelerden daha ölçülü bir yaklaşım çağrısı geldi. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS), Ankara’nın Suriye’deki varlığını tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, belirli güvenlik sınırları çerçevesinde yönetmenin daha gerçekçi bir seçenek olabileceğini değerlendiriyor.
Enstitünün analizine göre İsrail’in Türkiye’ye yönelik geniş kapsamlı askeri karşı koyma yaklaşımını sürdürmesi, Suriye’deki yeni yönetimle diplomatik temasların da sınırlı kalması halinde, İsrail’in güvenlik kazanımlarını tehlikeye atabilir. Üstelik bu yaklaşım, Washington’ın İsrail üzerindeki baskısını artırarak güney Suriye’de oluşturulan güvenlik tampon bölgesinden önemli tavizler alınmadan çekilme riskini beraberinde getirebilir.
İçindekiler
İsrail ve Türkiye Arasında Suriye Kaynaklı Gerilim
Suriye’de Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail, ülkenin güneyinde askeri varlığını genişleterek bir güvenlik tampon bölgesi oluşturdu. İsrail yönetimi, bu adımların yeni Suriye yönetimiyle bağlantılı olabilecek silahlı grupların sınır bölgesinden saldırı düzenlemesini önlemeyi amaçladığını savunuyor.
Ancak Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve stratejik etkisinin genişlemesi, İsrail’in güvenlik hesaplamalarında yeni bir unsur haline geldi. 17 Ağustos 2026’da İsrail’in Suriye’deki Ebu el-Duhur üssünde ortaya çıkan bir Türk askeri yapılanmasını hedef alması, İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimi artırırken ABD’yi de diplomatik açıdan zor bir konumda bıraktı.
Bu gelişme, Suriye’deki askeri hareketliliğin yalnızca iki ülkenin güvenlik politikalarını değil, Washington’ın bölgesel dengeleri yönetme çabalarını da etkileyebileceğini gösterdi.
Türkiye’nin Askeri Varlığı İçin Daha Sınırlı Kırmızı Çizgiler
INSS, İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki faaliyetlerini tek bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirmek yerine farklı kategorilere ayırması gerektiğini savunuyor.
Bu yaklaşıma göre Suriye devlet kurumlarına teknik destek verilmesi, personel eğitimi sağlanması ve mevcut tesislerin yeniden inşa edilmesi ile Türkiye’nin bağımsız komuta-kontrol altyapısı kurması aynı kapsamda ele alınmamalı.
Özellikle kuzey Suriye’de konuşlandırılabilecek radar, elektronik harp ve hava savunma sistemlerinin varlığının, tek başına İsrail’in askeri müdahalesini gerektiren bir kırmızı çizgi olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor.
Enstitünün değerlendirmesi, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki mevcut varlığının İsrail tarafından bütünüyle ortadan kaldırılmasının gerçekçi olmadığına işaret ediyor. Bu nedenle asıl hedefin Ankara’nın etkisini tamamen sona erdirmek değil, bu etkiyi yönetilebilir bir çerçevede tutmak olması gerektiği vurgulanıyor.
Orta ve Güney Suriye Daha Hassas Bölgeler
INSS, Türkiye’nin Suriye’deki varlığına daha esnek yaklaşılmasını önerirken bütün bölgeler için aynı değerlendirmeyi yapmıyor.
Türkiye’nin kuzey Suriye’deki güvenlik ihtiyaçlarının anlaşılabilir olduğunu belirten analiz, ülkenin orta Suriye’de ve özellikle güney bölgelerinde yeni askeri üsler kurmasının aynı gerekçelerle açıklanamayacağını savunuyor.
Bu bölgelerde genişleyen bir Türk askeri varlığının İsrail sınırına daha yakın bir stratejik baskı oluşturabileceği ve bölgesel güç dengesini değiştirebileceği değerlendiriliyor.
Dolayısıyla İsrail açısından temel mesele, Türkiye’nin Suriye’deki bütün faaliyetlerine karşı çıkmak yerine hangi askeri kapasitenin hangi bölgede oluşturulmasının kabul edilemez görüleceğini açık biçimde tanımlamak olarak öne çıkıyor.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin Deniz Gücü Avantajı
İsrail’deki stratejik değerlendirmeler yalnızca Suriye’nin kara bölgeleriyle sınırlı değil. Doğu Akdeniz’deki deniz gücü dengesi de Türkiye ile ilişkiler açısından önemli bir başlık oluşturuyor.
INSS, Türk Deniz Kuvvetlerinin Doğu Akdeniz’de yapısal bir avantaja sahip olduğunu ve Suriye kıyılarında sınırlı bir Türk varlığının tek başına güç dengesini köklü biçimde değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Bu yaklaşım, İsrail donanmasının Türk deniz gücünün genişlemesini daha sert biçimde sınırlandırmak isteyen çizgisinden ayrılıyor. İsrail’in deniz kuvvetlerini önümüzdeki yıllarda altı gemiden sekiz gemiye çıkarma hedefi de iki ülke arasındaki stratejik rekabetin deniz boyutunu ortaya koyuyor.
Bununla birlikte INSS’nin değerlendirmesi, Türkiye’nin askeri kapasitesinin sınırsız biçimde genişlemesini desteklemiyor. Asıl vurgu, askeri varlığın niteliği, kapsamı ve bölgesel etkisi üzerinden daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılması gerektiği yönünde.
Şam Yönetimiyle Diplomasi Seçeneği Öne Çıkıyor
İsrail’in Suriye politikasında öne çıkan bir diğer tartışma, yeni Suriye yönetimiyle doğrudan veya dolaylı diplomatik temas kurulup kurulmayacağı.
INSS, İsrail’in yalnızca askeri operasyonlara dayanmasının ve operasyonel etkisi sınırlı hedefleri vurmasının uzun vadeli güvenlik çıkarlarını tehlikeye atabileceğini belirtiyor. Şam yönetimiyle güvenlik düzenlemelerinin müzakere edilmemesi halinde, İsrail’in elde ettiği kazanımların zaman içerisinde aşınabileceği değerlendiriliyor.
Bu çerçevede tampon bölgenin geleceği, silahsızlandırılmış alanların oluşturulması ve İsrail sınırına yakın bölgelerdeki askeri faaliyetlerin sınırlandırılması gibi konuların diplomatik görüşmelerde ele alınması öneriliyor.
Analizde ayrıca Suriye yönetiminin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini geliştirdiği, ABD ve Avrupa ülkeleri nezdinde de daha fazla meşruiyet kazandığı belirtiliyor. İsrail’in Şam’a hiçbir siyasi alan tanımaması, Suriye’yi Ankara’ya daha fazla bağımlı hale getirerek İsrail’in karşısındaki stratejik baskıyı artırabilir.
İsrail’in Tampon Bölgesi Tartışmaya Açılabilir
İsrail’in Suriye’deki güvenlik tampon bölgesini uzun süre elinde tutması, kısa vadede askeri avantaj sağlasa da uzun vadede diplomatik maliyetler yaratabilir.
INSS, İsrail’in yeni Suriye yönetimiyle güvenlik anlaşmaları üzerinde ilerleme sağlayamaması durumunda ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İsrail’den geri çekilmesini talep edebileceği riskine dikkat çekiyor.
Böyle bir senaryoda İsrail, güvenlik tavizleri elde edemeden tampon bölgeden çekilme baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle güvenlik düzenlemelerinin diplomatik müzakerelerle desteklenmesi, İsrail’in mevcut askeri pozisyonunu daha sürdürülebilir hale getirebilir.
Öte yandan İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki varlığına tamamen karşı çıkması, Ankara ile Şam arasındaki bağları daha da güçlendirebilir. Bu durum, İsrail’in engellemeye çalıştığı stratejik yakınlaşmayı hızlandırabilecek ters bir sonuç yaratabilir.
Türkiye-İsrail Rekabetinde Diplomasi Belirleyici Olabilir
Suriye’deki güç dengesi, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemdeki seyrini etkileyebilecek en önemli başlıklardan biri olmaya devam ediyor.
İsrail içindeki stratejik değerlendirmeler, Türkiye’nin Suriye’deki varlığının yalnızca askeri yöntemlerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmayabileceğini ve daha seçici bir güvenlik yaklaşımının gerekli hale geldiğini gösteriyor.
Bundan sonraki süreçte kuzey Suriye’deki askeri yapılanmalar, orta ve güney bölgelerde kurulabilecek yeni üsler, Doğu Akdeniz’deki deniz gücü dengesi ve Şam yönetimiyle yürütülebilecek diplomatik temaslar yakından izlenecek.
İsrail’in güvenlik önceliklerini korurken Türkiye ile doğrudan çatışma riskini azaltacak bir strateji geliştirip geliştiremeyeceği, yalnızca iki ülkenin ilişkileri açısından değil, Suriye’nin gelecekteki siyasi ve askeri yapılanması açısından da belirleyici olacak.
